Makale ve Yazılar Istanbul Kayıklarına adanan www.istanbulkayiklari.org ve www.kancabas.org sitesinde; http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar Tue, 24 Apr 2012 16:12:15 +0000 Joomla! 1.5 - Open Source Content Management tr-tr Anma Pulu http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/16-anma-pulu http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/16-anma-pulu PTT, “Saltanat Kayıkları” konulu anma pulu ile ilk gün zarfını bu yıl Haziran ayında İstanbul Beşiktaş PTT Merkez müdürlüğünde satışa sundu.

]]>
cenk@esener.net (Administrator) Örnekler Thu, 28 Oct 2010 07:12:13 +0000
7 Şubat tarihli Istanbul Kayıkları Toplantısı... Cenk Esener http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/13-7-ubat-tarihli-istanbul-kayklar-toplants-cenk-esener http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/13-7-ubat-tarihli-istanbul-kayklar-toplants-cenk-esener Ekibimiz 7 Şubat 2009 Cumartesi günü Sayın Rıfat Edin'in Tuzla'daki evinde misafir idi.

Istanbul Kayıklarına hayran birisi için bulunmaz nimet olan bu -neredeyse- müze'de iki adet iyi durumda, bir adet de bakım yapılması gereken Alamana Kayığı bulunmaktadır. Sadece Alamana'dan ibaret değil tabii ki; 12 kadem dinghy'ler, dragon'lar, iğnekıç bir kotra ve daha neler nerler...

Etrafta bulunan bunca değerli eşya'dan başım dönmüşçesine gezinirken aklımda bir çok düşünce var.

Tam "daha keyifli ne olabilir" derken anında cevabı geliyor; Kemal Saatçioğlu'nun davetiyle "Istanbul Kotraları" kitabının yazarı Sayın Yücel Köyağasıoğlu da sohbetimize katılıyor. Bodrum'da yaşayan Yücel bey kısa süreliğine Istanbul'a gelmiş ve enfes anılarını bizlerle paylaşıyor.

 

 Sayın Yücel Köyağasıoğlu

.

fotoğraf Cenk Esener 

 

Keyfimize diyecek yok diye düşünürken, "geldimiydi üst üste gelir" tabirini doğrulamak istercesine bir güzel süpriz daha;

Sayın Aydın Işıkman sohbetimize katılıyor. Henüz fırsat bulamamış olanlarla tanıştırayım; Aydın bey, Sayın Rıfat Edin'in koleksiyonundaki Alamana'ların restorasyonunda çalışmış, İngiliz Harun diye anılan Harun Ülman'ın yaptığı Alamana'lar hakkında herhalde Türkiye'de en fazla bilgisi olan kişilerden birisi. İnanılmaz bir bilgi birikimi var.

Dinleyiciler İngiliz Harun kim diye düşünürken, Sayın Köyağasıoğlu kitabındaki bir fotoğraftan Harun Ülman'la bizi tanıştırıyor. Diğer tarafta Aydın bey bizlere Alamana'ların yapım ve restorasyon teknikleri ile ilgili bilgiler veriyor.

 

Sayın Işıkman ve Kemal Saatçioğlu sohbetin en keyifli anlarından birinde...

.

fotoğraf Cenk Esener 

 

 

Anlayacağınız meraklısı için cennetten bir köşe, inanılmaz bir mekan ve son derece güzel bir sohbet eşliğinde zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz.

Hala okumamış olanlar için Yücel bey'in kitabı

http://www.denizlerkitabevi.com/vitrin/prddet.php?pid=723684

 

İngiliz Harun lakaplı Harun Ülman yapımı bir kancabaş'tan detay

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

fotoğraf Cenk Esener 





Alamana'nın aynalığı, ve baş kısmının detayı 

fotoğraf Cenk Esener 2009


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

fotoğraf Cenk Esener 2009 




Sayın Cem Gür 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

Soldan Sağa; Cem Gür, Doruk Dündar ve Yücel Köyağasıoğlu; Harun Ülman yapımı bir Alamana'nın başında.

.
.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


.
.

Sayın Rıfat Edin kolleksiyonundan enfes bir kampana

.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Eski balıkçı ile yeni birarada...

.

 

 

 

]]>
cenk@esener.net (Administrator) Örnekler Tue, 17 Feb 2009 20:41:38 +0000
Amatör Denizcilik Şenliği... Cem Gür http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/12-amatoer-denizcilik-enlii http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/12-amatoer-denizcilik-enlii Sevgili okuyucu, öncelikle aşağıda anlatacaklarımın bir hayal olmadığını, günün birinde bu veya buna benzer eğitim kurumlarının, yılda birkaç kez düzenlenen festivallerin, değişik etkinliklerin olacağına taa derinlerimde bir yerde inanıyorum.

Bütün sahil ilçelerinde deniz parkları var. Bu parklarda 8–10 çocuğun hep birden binebileceği, içinde oynayacakları, batırıp devirecekleri, tekrar düzeltecekleri, kürek çekecekleri, basit arması ile yelken kullanmayı deneyimleşecekleri birkaç tekne var. Burası sadece denetim altında tutulan bir "denizle ve tekne ile tanışma" parkı.

Deniz ve denizciliğin önemi Devlet tarafından da anlaşılmış, Türk deniz ticaret filosunun gelişmesi ve Dünyada önemli bir yere gelmesi Devlet politikası haline gelmiş olduğunu varsayıyoruz.

Eğitim sistemimiz yeniden elden geçirilmiş ve Denizcilik – Balıkçılık – Gemi inşa – Deniz işletmeciliği meslek liseleri ve yüksek okulları yaygınlaşmış, eğitim çağdaş, günün gereksinimlerine uygun hale getirilmiş. Artik sahil kentleri ve kasabalarındaki gençler denizciliğin önemli bir ekmek kapısı ve dünya insani olma yolunda etkisini kavramışlar.

Örneğin Bozcaada ve Gökçeada'da Şu ürünleri okulları ile balıkçılık tekneleri inşa okulları açılmış. Harıl harıl Türkiye'nin her yanına her boy ve tonajda, bütün balıkçıların ulaşabileceği veya kooperatifleşip filolar kurabilecekleri devlet tarafından makul ölçülerde kredilendirilmiş tekneler gönderiyorlar.

Bütün sahil illerimiz ve irili ufaklı deniz dudağı ilçelerimizde bazen belediyelerin, bazen Deniz Kuvvetlerimizin, bazen yerel tüccar ve sanayicilerimizin maddi ve manevi destekleri ile "Amatör tekne yapım ve denizcilik " birimleri kurulmuş. Her birim amatör tekne yapım kursları veriyor. Yılda yüzlerce tekne inşa ediliyor. Gençler kendi yaptıkları tekneler ile kürek çekiyor, yelken yapıyor, yarışıyor.

Herkese açık, Üniversiteler çatısı altında oluşturulmuş Türkiye Denizcilik Tarihi Araştırmaları – Türkiye denizleri tekneleri envanteri devasa bir dijital kütüphane oluşturmuş.

Her birim 1 adet yöresel ve/ya geleneksel 6–8 tek kürek çekilen, yelken basılan bir tekneyi imece usulü omurgasından kürek kaytanına, borda süslemesine kadar kendi inşa ediyor veya imece usulü yapıyor. İzmir ili kendi kayıklarını, İstanbul ve Karadeniz illeri Kancabaşlarını, güney Ege piyadelerini görücüye çakacak taze gelinler gibi özenle inşa edip süslüyorlar.

Nerede olduğu önemli değil "Amatör tekne yapım" gruplarından biri veya bir kaçı işi ilerletip, destekleyiciler de bularak belki bir Karamürsel belki bir Şayka, belki bir Palaşkerme veya bir Firkate, bir Kalyata yapıyorlar.

 

 

 

 

 

Bütün yıl boyunca mevsimin ve rüzgârların elverdiği dönemlerde Türkiye'nin her yanında yapılan bu yüzlerce tekne bir araya geliyor. Tam bir şenlik. Tatlı ve hoş bir rekabetin içinde yapılan yarışlar, bir grubun emekle alin teri ile yaptığı tekneye gıpta ile bakışlar…

İstanbul Haliç mezbelelikten çoktan kurtulmuş yeni düzenlemesi ile bir tarihsel marina haline getirilmiş. Bütün tekneler burada arz-i endam eğliyor. Pontonlarda direk ormanı oluşmuş. Her boy her çeşit yerli yabancı bayrakların dalgalandığı bu cümbüş sahilde konserler, sergiler, etkinlikler, yemekler ile şenleniyor.

Hayal değil belki 2010 İstanbul Deniz Festivaline dünyanın dört bir yanından gelen her boy tekne katılıyor. Bütün kent ayakta. Tek vücut tek ruh Vangelis'in 1492'si veya yeniden Fahir Atakoğlu'na besteletilecek bir müzik eşliğinde Haliçten başlayıp Sarayburnu önünde ihtiram toplarını atan yelkenli okul gemileri, bayrak selamı veren küçük tekneler hep birlikte Sivri Ada yönünde yelken serine geçiyorlar.

Geleneksel tıpkı yapım Palaşkerme haktan isteyenleri sefere çıkarıyor, yelken seyri yaptırıyor.

Olmadı, Haliç Köprüleri açılamaz mı dediniz. O zaman Beykoz Koyunda toplanır Boğaz aşağı inerken Dolmabahçe Sarayı önünde saygı selamını verdiririz. Yeter ki bu hayal Gerçekleşebilsin. Bütün kent halkı Boğaz sahillerinde resmi geçidi seyrediyor.

İşte benim Amatör denizcilik Şenliği hayalim. Bu hayale ulaşmak hiç de zor değil. Yeter ki bir yerlerden başlayalım.

 

 

  

 

Sevgilerimle.
M. Cem GÜR
01.07.2006

]]>
cenk@esener.net (Administrator) Örnekler Tue, 17 Feb 2009 13:05:22 +0000
1 Temmuz Bayramı... Cenk Esener http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/11-1-temmuz-bayram http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/11-1-temmuz-bayram 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı

1935 yılından beri her 1 Temmuz'da "Denizcilik ve Kabotaj Bayramını" kutluyoruz. Hatta 2007'den beri bu bayramın adı sadece "Denzcilik Bayramı"...

Geçen yıllar içinde neleri başardık acaba, ya da neler değişti 74 yılda?

İlgilenenler bilir; önceleri Pazar Kayıkları, Piyadeler ve Peremeler'le gezinirmiş Boğazın her iki yakasında.

Yapılan insan ve yük taşımacılığı, bir süre sonra yetmez olmuş; kapitülasyonlar sayesinde, kendi sularımızda biri İngiliz, diğeri Rus bandıralı iki vapurun verdiği hizmetle yeni bir boyuta taşınmış.

II. Mahmut döneminde Tersane-i Amire tarafından satın alınan Swift adlı buharlı vapur ile bu gelişmeye ayak uydurulmaya çalışılmış. Ardından, toplumsal ve ekonomik değişim ile daha da artan ihtiyaçı gidermek üzere Mesir-i Bahri ve Eser-i Hayır adlı iki adet buharlı gemi daha satın alınmış ve hem Istanbul, hem de Marmara'daki yük ve insan taşımacılığına hizmet etmiş.

17 Ocak 1851'de ise dönemin Padişahı Sultan Abdülmecid'in izniyle Şirket'i Hayriye resmen kurulmuş. Lozan Antlaşması (28. maddesi) ile, kabotaj imtiyazı yabancı gemiler için kaldırılmış, ardından 19 Nisan 1926 tarihinde TBMM'de kabul edilen bir kanunla Türklere ait olmayan gemilerin Türkiye sahillerinde yük ve yolcu taşımaları yasaklanmış. (815 sayılı Türkiye Sahillerinde Nakliyatı Bahriye “Kabotaj” ve Limanlarla Karasuları Dahilinde İcrayı Sanat ve Ticaret Hakkında Kanun).Yaşanan bu süreç içinde Pazar Kayıklarının kullanımı giderek azalmış, daha konforlu ve hızlı Vapurlar tercih edilir olmuş. Balıkçı Alamana’ları ise 50’li yılların sonuna kadar hayatını devam ettirmiş.

Istanbul Kayıklarının tarihini öğrenmek amacıyla yaptığımız sohbetlerden birinde Sayın Yücel Köyağasıoğlu ile konuşuyoruz. Her yıl 1 Temmuz'da, Boğaz’da ve Kalamış Koyunda yapılan onun anılarında hala taze 1950'li yıllarda yapılan Kancabaş yarışlarını anlatıyor.

Müthiş bir çekişmenin yaşandığı, her biri 4’er, 5’er çifte kürekli Alamana’ların yarışlarını Hakem kayığından seyrettiği günlere götürdü bizi Yücel bey.

Çoğumuzun hatırlamadığı, hatta bir çoğumuzun henüz doğmadığı günlerde yapılan yarışlar, hakem teknesinin bu rekabeti idare etmek, hatta zaman zaman birbirine biraz fazla yaklaşan tekneleri ayırmak için denizde oldukları günlere gittik hep beraber.

Deniz Harp Okulu öğrencilerinin bembeyaz üniformaları ile işkampavyalarından kıyıdakilere el salladıkları günlerde, balıkçı kayıklarının, kürek takımlarının taraftarları dizilirmiş kıyıya.

Hatta daha eskilerin anılarında, 1935 yılında Atatürk’ün yatıyla Moda Koyuna gelip izlediği yarışlardaki alkış seslerini duyduk. Halkın çoşkulu tezahüratları arasında kendi elleriyle tebrik edermiş Atamız yarışlarda başarı kazananları.

Düşünebiliyormusunuz o delikanlıların mutluluğunu, Atamızın elinden madalya aldıklarında hissettiklerini.

Tam o sırada Kınalı’dan Fenerbahçe’ye doğru atılırmış İpar Uskunası, Yıldız Kotrasıyla yarışarak. Yıldız Kotrası randa armasının tamamı fora edilmiş, tüm zerafetini sergilemekte.

Hep derler ya, nerede o eski bayramlar diye.Hakikaten nerede?

Neden kutlanmaz oldu?

 

 

 

Marinalardaki yelkenliler, motoryatlar, huzurevinde gün sayan yaşlılar gibi terkedilmişler.

Nerede kayıklarda kürek çeken Levent’lerin tempolu haykırışları. Onlarca kürekçinin hep beraber aynı Alamana’daki coşkusunun yerine, optimistlerde birbini tanımadan yarışan tek başına çocuklar kaldı.

Denizin paylaştıkça güzelleşen tarihinde hep beraber yer almak yerine bireyselliğe ittik çocuklarımızı, tıpkı kocaman apartmanlarda birbirini hiç tanımadan, karşılaştığında günaydın bile demeyen yabancılar gibi.

Bize gerekli olan bir deniz şenliği; en güzelinden, hem de acilinden...

 

Cenk Esener, 2008 Kalamış

 

Haliç'te bir akşamüstü

fotoğraf Cenk Esener 2008, Haliç

 

]]>
cenk@esener.net (Administrator) Örnekler Mon, 16 Feb 2009 10:03:47 +0000
Kurucaşile'ye gidiyoruz http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/10-kurucasile http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/10-kurucasile Istanbul Kayıkları olarak çok yakında Kurucaşile'deyiz...

Ahşap tekne imalat tekniklerini araştırmak ve hazırlamakta olduğumuz projede Kurucaşile'nin ahşap tekne üretimindeki önemini vurgulamak için Kurucaşile ziyaret edilecektir. Bizler tarihi kültür mirasımızın tekrar deniz kültürüne kazandırılması kapsamında sadece Istanbul Kayıklarını değil, tarih içinde ülkemizde ahşap kayık ve tekne imalatında önemli yer arz etmiş beldelerimizi de ziyaret edip gerek yazılı, gerekse görsel medya ile söz konusu bilgi birikiminin kayıt altına alınması hedeflenmekteyiz.

Projemiz tamamlandığında; tüm veriler hem medya kuruluşları aracılığıyla, hem de www.istanbulkayiklari.org adresinden ilgililere sunulacaktır.

Konu ile ilgili olarak başta Kurucaşile Belediye Başkanı Sayın Hüseyin Sevim ile temasa geçilmiş olup, belli başlı üreticiler ziyaret edilecektir.

Kurucaşile Belediye Başkanı Sayın Hüseyin Sevim

 

]]>
cenk@esener.net (Administrator) Örnekler Mon, 26 Jan 2009 10:03:06 +0000
Evrensel ve yerel tarihi mirası korumak... M.Cem Gür http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/8-evrensel-ve-yerel-tarihi-miras-korumak http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/8-evrensel-ve-yerel-tarihi-miras-korumak Evrensel ve Yerel Tarihi Mirası Korumak

Yaşadığı dönemin dünyasına nam salmış büyük amiralleri, donanmanın kullandığı irili ufaklı gemileri, araştırmacıların bize aktardığı işlevlerini, mürettebat sayılarını, top adetlerini, donanımlarını, kazanılan deniz zaferlerini merak edip araştıran ve okuyanlar bilebilirler. 

Peki, çağlar boyunca deniz kenarında yaşayan, balıkçılık ve taşımacılık ile hayatlarını sürdüren toplulukların yerel denizcilik folkloru neden hiçbir araştırmaya konu edilmemiştir? 

Çağlar boyunca kullanılan tekneler, zamanın ve gereksinimlerin zorlaması ile değişime uğrayan tekneler, sahil balıkçılığında kullanılanlarla, açık denizde kullanılan farklı tekneler, o insanların yaşam biçimleri, örf ve adetleri neden inceleme konusu yapılmamıştır? 

Kulaktan dolma da olsa bir zamanlar Anadolu’nun Karadeniz limanlarından Rusya’nın Odessa limanına tuz götürüp buğday getiren,  İmparatorluğun en şaşalı zamanlarında Tuna nehrinde taşımacılık yapan o inanılmaz kol gücüne, rüzgârın insafı ile yürütülen tekneleri neden merak etmeyiz?

 


 

 


 

Osmanlının Tuna Donanması diye bilinen ve genel olarak donanmanın büyük bölümünü oluşturan düz tabanlı yüksek tonajlı tekneleri kaç kişi araştırıp yayımlamıştır veya Gelibolu’da, Karamürsel’de inşa edilip toplanıp İstanbul’u fethe gelen, karadan yürütülen Osmanlı donanması teknelerini tanıyor muyuz?  Özetle donanma tarihi kadar sivil denizcilik de tarihi mirasımızdır ve inanıyorum ki araştırılmaya ve yaşatılmaya değer bir tarihtir. Batı ile aramızdaki en önemli farklardan biri de budur zaten. Onlar geçmişlerine sahip çıkarlar. Biz ise unutmayı tercih ederiz. Dünya’da hemen hemen her denizci ülkede “replika”lar,  tıpkı yapımlar inşa edilir ve bu konuya çok önem verilir. Gidebildiğimiz kadar eskiye uzanıp, eldeki bütün dokümanları, kartpostalları, resimleri, gravürleri, yazılı anıları kullanarak sahillerimizde kullanılmış deniz araçlarını yeniden yaratıp, replikalarını inşa edip modern günlük hayatımız içinde toplumsal hafızalarımızı tazelemeli, gelecek kuşaklara geçmiş günleri öğretebilmeliyiz. Öte yandan deniz insanları Dünya’nın her köşesinde aynı deniz dilini konuşan, aynı veya benzer çileler içinde ömürlerini tüketen, rüzgâr ve tuzun, rutubet ve güneşin bedenlerini kavurduğu, fırtınaların ve kuzey rüzgârlarının ruhlarına korku saldığı, küçücük tekneler içinde hurafelerin kol gezdiği, kaderlerine boyun eğen birbirine benzer insanlardır. Onlar “deniz insanlarıdır”. 

 

 

 


 

 

 

 


 

Onların yerkürenin o köşesinde veya burasında kullandıkları deniz araçlarını tanımak ve tanıtmanın da ilgiye değer olduğuna inanıyorum. Ülkemizde bir denizcilik tarihi vardır. Araştırmacıları bekliyor. Ancak konuya ilgi duyan finansörlerin, sponsorların da desteği gerekiyor. Sadece araştırma gruplarına destek değil ferdi araştırmalara ve imalatlara da destek gerekiyor. Bu işler biraz da canlı müze gibi yürümeli. Yeni tekneler yapılmalı, korumaya alınmalı, Deniz ve Tarih Şenlikleri düzenlenmeli, çocuklar ve gençler özendirilmeli, değişik konu başlıklarında eğitim verilmelidir. Taştan evler, camiler, kervansaraylar, anıtlar asırlarca ayakta kalsa da ahşap teknelerin görece olarak çok daha kısa bir ömürleri vardır. Yelkenli iş tekneleri 20. yüzyılın ilk yarısında yavaş yavaş kayboldular ve motorize edilip ayakta kalabilen çok azı bize geçmişin tanıklığını yapıyor. Diğer taraftan halen yaşayan bir kaç örnek de sadece geçmiş devasa tarihin sadece deforme olmuş veya değişime uğramış örnekleridir.

Tarihi mirası korumanın tek yolu azami özgünlük ile yeniden yapımlardır. Bazen, çağdaş bazı mimarların tarihi mirası korumak adına yeniden çizdikleri rölöveler var. Ama çoğu zaman bu tekneleri yeniden inşa ederken ve donanımlarını oluştururken eski fotoğraflardan, kartpostallardan, resim ve gravürlerden, tersanelerin, müzelerin yarım kabuk maketlerinden yararlanmak gerekiyor. Tabii marangozluk işçiliğinin de bilinmesi gerekirken sonradan yöresel olarak yapılan tadilat ve motor uygulamaları ile özgünlüklerini kaybetmiş oluyorlar.

Böyle bir görevde deniz mimarı elindeki tüm tarihi verileri sentezleyip kullanmak durumundadır. Çünkü görevi yeniden yaratmak değil var olan ne ise mümkün olduğunca aslına uygun yeniden üretmektir. Bir başka deyişle « replika » tıpkı yapım denilen teknenin amacı, geçmişte kullanıldığı liman ve sahillerde boy gösterdiğinde yerel denizcilerin hafızalarını rahatsız etmemelidir.

Başarının en temel koşulu iyi bir form planı ve iyi bir arma bilgisidir. Ama bunlar yetmiyor. Özgünlük, en küçük ayrıntıların günümüz güvenlik ve bakım koşullarına uygunluğu ile harmanlanmalıdır. Ama biraz tahayyül gücü ile bunun üstesinden gelmek mümkündür.

M.Cem GÜR

]]>
Örnekler Wed, 21 Jan 2009 10:01:50 +0000
Gittiler... Hüsamettin Özenç http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/5-gittiler http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/5-gittiler Gittiler...

 

Küçük limanda, altında felek niyetine iki tahtanın üzerinde yatardı bir tarafına devrik. Bir parmak armuz yapmış, yer yer çürümüş, dökülmüş kaplama tahtaları arasından gün ışığı sızardı. Üzerine eğilmiş asırlık çınar dallarının gölgesinde, kimbilir kaç yılın yorgunluğunu atmaktaydı, bilinmez.

Kimi Adalı çocukların oyun yeriydi artık. Kızlar gölgesinde evcilik oynar, şakacıktan dolma sararlardı çınar yaprağından. Oğlanlar  kah Barbaros olur yelken açar hayali korsanlara karşı, kah balıkçı olur kılıca çıkar, ığrıp çevirir, manyat donatırlardı.

Farş tahtaları çoktan felek olmuş başka kayıkların altında, kıçüstü çökmüş, omurgası çoktan teslim olmuş denzin tuzuna, yumruları epeydir eksik yer yer. Birtek bodoslaması ayakta, bir tek o kafa tutmakta  zamana. Denize atılan imzadır adeta bodoslaması tüm haşmeti ile ve o haşmet bir devrin son tanığı olarak inadına direnmekte. Onu kızağa koyan ustanın iskarpelasından çıktığı günkü gibi değil elbet, tuzun, denizin, güneşin, yılların yorgunluğu var serde.  

Çocukluğumun  Marmarası’nda, nesli tükenmekte olan canlılarındandı adeta kancabaşlar. Yöresel adlarıyla piyadeler, o güzel kayıklar,  denizlerin o zarif kızları, geçmişe ait diğer tüm güzellikler gibi, bir gün selam verip çekildilir.  Marmara Adası’nın bu sesiz küçük limanında denizler son güzelini işte böyle uğurladılar..

 

 


 

 

fotoğraf : Kemal Saatçioğlu


 

Bir zamanlar Güney Marmara’nın tüm sahillerinde, kancabaşlar salınırdı. Oniki çifte kürekli olanları vardı gemi misali. Alamana takımlarının en babayiğit cengaveriydiler, Voli kapma yarışının gösterişli pehlivanları, dört halat  ığrıp taşırlardı kıç üstlerinde. Ambarında on iki oturak, her oturakta iki hamlacı,  Toplam kırk tayfa hisa ederdi  reis mola dediğinde., Lostromoların bağırtısı yırtardı geceyi, fır dönerdi  bir koldan diğerine.

- Bir yalı kıyısandaaaaaa!!!!

- Yürya beraber!! Ha gayret!!!

- Ha gayret levendismu, ha gayret palikaryamu! Ağlar barç yaptı hisa beraber!!!......   

Çaveller dolusu sardalya tuzlanırdı bir zamanlar Marmara da. Kolyoz kafası kırardı çocuklar sabahtan akşama. Sokalar balık kokardı, zeytin kokardı, tuz kokardı. Lakerda yenirdi kahvaltıda ekmeğin yanına katık. Piyadeler vardı o vakitler çubuk boyalı bordalarıyla, afilli bodoslamaları çifte su verilmiş hançer misali.

Gün geldi, deniz bitti sanki. Kimi komşularımızın adları dahi değişti. Artık yok Panayot amca, karısı Despina yok. Bir sabah ne varsa eşyaya dair götürülebilir, yüklediler adı Palati olan bir kancabaşa, Dümen tuttular Ege’ye, aşağıya. Çok sonra duyduk; kuzeyde bir ada vermişler onlara. Hasretin kaçta kaçını seyreltir bilemem ama ad vermişler yeni yurtlarına; Neos Marmara. Vefa gösterip korumuş gözetmişler, Palati’yi. Şimdi hasretin, sürgünün hatırası, baba ocağının yadigarı bu kancabaş, sergilendiği yerde sesizce anlatır eski güzel günleri. Anlatır Marmarayı, sinarit dolu ağları, kumda dizili kılıç balıklarını.

 


 

 

fotoğraf : Kemal Saatçioğlu

 


 

Kimse kılıca çıkmıyor artık, zıpkınlar paslandı. Baharın geldiğini bir erik ağacından bilirdik, bir erguvandan, birde kalas kuşanan kancabaşlardan. Ne oldu o eski reislere, o düşük omuzlu kara yağız levendlere? Gün oldu devran tamamladı devrini onlradan yana ve bindiler o mor kuşaklı, mekik endazeli zarif piyadelere; yelken açıp, kürek çaldılar maviye bir sabah., öptüler tuz kesmiş çocuk saçlarımdan.

Gittiler…    

Hüsam Özenç

Ocak 2009 Erenköy

Fotoğraflar- Kemal Saatçioğlu Ekim/2007 Neos Marmaras-Chalkidiki-Yunanistan

 

]]>
cenk@esener.net (Administrator) Örnekler Tue, 20 Jan 2009 12:02:29 +0000
Kancabaş Kayığının Kökenleri http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/4-kayn-koekenleri http://www.istanbulkayiklari.org/makale-ve-yazlar/4-kayn-koekenleri Kancabaş Kayıklarının kökeni hakkında yazı kısa süre sonra burada yayımlanacaktır..

 

İKD

]]>
cenk@esener.net (Administrator) Örnekler Tue, 13 Jan 2009 10:07:50 +0000